Özgür Özel, fon skandalında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Burada Tayyip Erdoğan açısından durum şudur: Çok net bir şekilde, bu konudan haberi var ve kontrolünde her şey gerçekleştiyse derhal istifa etmeli ve kanun önünde hesap vermelidir. Eğer haberi yoksa, derhal seçim kararı almalı ve yönetme kabiliyetini yitirmiş birisi devletin başında oturmamalı, emaneti millete, milletin yeni seçeceklerine teslim etmelidir. Bu konuda üçüncü bir şıkkı yok Erdoğan’ın. Bilgisi dahilindeyse suçludur, istifa ve hesap verme sürecindedir. ‘Ben bilmeden bunlar oluyor’ diyorsa, devleti yönetme kabiliyeti ortadan kalkmıştır.” tepkisini gösterdi.
KOMİSYONDAN VAZGEÇİLMESİNE TEPKİ
TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile görüşen YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel şunları ifade ediyor:
Bugün tabii gündemimizin önemli bir kısmı, ‘asrın soygunu’, ‘asrın yolsuzluğu’, ‘asrın vurgunu’ydu.
Bu meseleyi, efendim ‘Allah’tan korkmadıysanız Tayyip Bey’den de mi korkmadınız’ diyenlerin Tayyip Bey’in sorumluluğunu örtmeye çalıştığını; ve bu meselenin Tayyip Bey’in göstermeye çalıştığı gibi işte ‘birkaç tane fırsatçı falan’ değil -bir kere öyle birkaç değil, yüzlerce var- ve meselenin de büyük bir koordinasyon içinde, Tayyip Bey’in bizzat kendisi değilse yanı başındaki tarafından ve atadıkları tarafından yönetilen organize bir soygun…
Siyasi sonuçları olan, siyasetten beslenen, ülkeyi yönetenlerin ülkeyi yönetirken görevleri gereği edinmiş oldukları sırlardan istifade eden ve hem kendi servetlerine servet katan hem de iktidarın iktidar ediş biçimini, yöntemini sürdürmesini sağlayacak bir kirli sarmal var ve bu sarmalın deşifre edilmesi gerekiyor.
O sebeptendir ki ilk günlerde olay ilk ortaya çıktığında AK Parti’den, ‘Efendim mecliste bu konu araştırılır zaten, komisyon kurulur’ diyenler, şimdi ‘komisyona gerek yok’ diyorlar. Şu savunmayı hemen duyacaksınız; hızla Anayasa’yı açacaklar ve şöyle diyecekler: ‘Üzerinde adli süreçler yürütülen hususlarda Meclis Araştırma Komisyonu kurulamaz.’ Bunu okuyacaklar size.
Hemen onlara şunu hatırlatın arkadaşlar: Susurluk Araştırma Komisyonu, ya da Rabia Naz Araştırma Komisyonu, Soma Komisyonu, 15 Temmuz Komisyonu ve kurulan tüm komisyonlar, dopingi araştırma komisyonu… Her birisi -AK Parti’nin de içinde bulunduğu süreçlerde, Susurluk hariç- üzerinde savcılar çalışırken, tutuklamalar yapılırken, mahkemeler görülürken kuruldu
Aksine, komisyon kurulmaması istisnadır. İşte çeşitli, toplumsal duyarlılık alanlarında bu Meclis’in kurduğu hemen tüm komisyonlarda o sırada davalar görülmektedir. Meclis’in geleneğinde bu vardır. Bu bahane geçerli bir bahane değildir.
Buradaki mesele, Salı günü de gördük; yani Meclis’i denetlemek muhalefetin, çalıştırmak iktidarın görevidir. Nasıl kaçtılar gittiler bu mesele konuşulmasın diye… Dün genel görüşme yapıldı, partilerin önergeleri görüşülmesin diye neler yaptılar ama bu işin kaçışı yok.
Bugün ve devam eden günlerde Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına kim ‘evet’ diyor, kim ‘hayır’ diyor millet bunu görsün diye o araştırma önergeleri verilecek ve oylanacak. Görülüyor ki iktidar bundan kaçıyor.
Bu noktada biz böyle bir komisyon kurulursa, içinde partilerimiz elbette yer alacaktı, takip edecektik. Ama, kurulmaması durumunda diğer siyasi partilerle iletişim halinde olmayı, muhalefetin bu mücadelede, yani hakikatin arayışında.
“Ömer Çelik’le ilgili bazı açıklamalarınız ve iddialarınız olmuştu. Kendisi dün konuşmasında bir kısmına değindi. ‘Belgesi olan yargıya götürsün’ dedi. ‘Birinin arkadaşıdır, ötekinin tanıdığıdır, değildir, sevdiğidir, akrabasıdır; bizim ilkemiz budur’ diye bir açıklaması oldu.
Bir de Meclis’te dün akşamki Genel Kurul’da iktidara, bir bakan ve bir bakanın babası üzerinden bazı işlemlerle ilgili sorular olmuştu. Buna ilişkin detay ya da isim verebilir misiniz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:
“SİYASİ YÜK OMUZLARIMIZDA” DİYEN ERDOĞAN’A YANIT
Yani diyor ki, ‘bizim kendi siyasi yük bizde, idari yük bizde, kendi takvimimiz var’ falan.
Böyle kişilerin kendi takvimi, kendi siyasi çıkarlarına göre takvimleri değil; kamunun hızlı bir şekilde doğru bilgiye ulaşması, sistemik risklerin ortadan kaldırılması, tekrarının engellenmesi ve sorumluların hesap vermesi lazım.
Burada Tayyip Erdoğan açısından durum şudur: Çok net bir şekilde, bu konudan haberi var ve kontrolünde her şey gerçekleştiyse derhal istifa etmeli ve kanun önünde hesap vermelidir. Eğer haberi yoksa, derhal seçim kararı almalı ve yönetme kabiliyetini yitirmiş birisi devletin başında oturmamalı, emaneti millete, milletin yeni seçeceklerine teslim etmelidir. Bu konuda üçüncü bir şıkkı yok Erdoğan’ın. Bilgisi dahilindeyse suçludur, istifa ve hesap verme sürecindedir. ‘Ben bilmeden bunlar oluyor’ diyorsa, devleti yönetme kabiliyeti ortadan kalkmıştır.
Sayın Ömer Çelik’e çok net bir soru sordu partimizin sözcüsü. Ben de partimizin sözcüsünün bahsettiği konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledim. Sayın Ömer Çelik hakkında yazılan çizilen dedikoduları print edecek olursak, 4 değil 40 klasör yetmez. AK Parti içinde konuşulanlar da bunun 25 klasörünü oluşturur, dışarıda konuşulanlar 15 klasördür….
Bu kişiyle birlikte yakın arkadaş mısın, değil misin? En sevdiğin mi, o kısmını bilmem, en sevdiğin mi, üçüncü sevdiğin mi? Birlikte tatil yaptın mı baş başa? Bodrum uçağından Ankara’ya birlikte döndünüz mü, dönmediniz mi? Bu konuyu yanıtlasın. Partimizin sözcüsü, Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsüne bunu sordu. Öyle onun dışında kendisinin klasör klasör spekülasyonla kendini kurtaracak hali yoktur. Soruya cevap verecek.
Son husus bahsettiğiniz mesele. Dün Ümit Özdağ ile de söyledi. Tabii hepimize Adalet ve Kalkınma Partisi’nin içindeki tartışma, kavga, Adalet Bakanlığı’nın meselenin tartışılmasını istediği yön üzerine çok sayıda bilgi geliyor, sızdırılıyor. Bunların teyidi üzerinde çalışılıyor. Ancak önemli miktarda bilgiyi teyit etmiş durumdayız. Önümüzdeki günlerde arkadaşlarımız, biz ben burada isim açıklamayacağım elbette ama arkadaşlarımız, parti sözcümüz, partimizin ilgili kriz masasını yetkilendirdiği arkadaşlarımız gerekli açıklamaları yapacaklar. Ancak iddiaların arkasındayız.
ıktı. Bu konuda da Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısının kürsüdeki ikrarı da bence son derece önemlidir. Bunun yanında bir bakanın babasının bahsedilen tutar kadar girip bahsedilen tutar kadar çıktığının ve bir başka bakanın da burada işlem yaptığının zaten ilk günlerden beri bizde bilgisi vardı. Bu konularda teyit edildi. Önümüzdeki günlerde saatlerde bu konuyla ilgili açıklamaları yetkilendirdiğimiz arkadaşlarımız yapacaklar.”
“Dün önemli bir transfer gerçekleştirdi. Sosyal medya hesabınızdan tepki gösterdiniz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti’ye geçti. Dün AK Parti Genel Merkezi’ndeki açıklamalarını nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna yanıt verdi:
“Birincisi yaşananlardan fevkalade üzüntü duyduğumu, utanç duyduğumu ifade etmem gerekiyor. Tabii özellikle dün orada kullanılan ifadeler falan artık hani bir kişiliksizliğin, bir karaktersizliğin hududunun, sınırının olmayacağını gördük.
Ayrıca yıllarca yani daha düne kadar her türlü hakaretle tanımladıkları, işte ‘hımbıl’ dedikleri, ‘beceriksiz’ dedikleri, İzmir’de eleştirdikleri kişiyi davet edip de rozet takıyorlar. O kişi evet, İzmir’e ihanet etmiştir, İzmir için bir haindir, bizim için haindir. İzmir’deki duyguyu biliyorsunuz, o duyguya ihanet eden bir haindir. Ama AK Parti için de bir kukladır.
Şimdi göreceksiniz önümüzdeki günlerde bir genel sekreter görevlendirmesi yapılacak. O konuda açıklamalar yapıldı zaten. Eski bir belediye başkanını görevlendirecekler. AK Parti işte oraya bir kaynak transferi yapacağını, Cemil Tugay’ın kenarda 23 Nisan başkanı gibi işte törenlerde boyunu göstereceğini, onun dışındaki bütün işlerin AK Parti koordinasyonunda yapılacağını, adeta AK Parti’nin İzmir’e bir kayyum atadığını, dün de bir kuklaya rozet taktığını görmüş durumdayız.
Tabii Cemil Tugay’ın kişisel zaafları, kendisine sunulan dosyalar ve karakter zafiyeti üzerinden gösterdiği acziyet kendini, iradesini rehin düşürmüştür. Ve İzmir’in iradesi birileri tarafından rehin alınmaya çalışılmıştır. Rehin alan mülkün sahibi olmaz. Mülkün hala asıl sahibi İzmirlilerdir. Bugünlerde onların geçen seçimdeki iradeleri birileri tarafından şahsi çıkar ve korkular uğruna İzmir’in taban tabana zıt olduğu ve asla ve asla geçit vermediği bir siyasi partiye peşkeş çekilmeye çalışılmıştır. Rehin alınan, esir alınan, sahip olunan şey İzmir’in iradesi değildir.
Bu noktada tabii şunu açıklıkla ifade etmek lazım. Ben vatandaşlarımızın üzüntülerini anlıyorum ve tahmin edersiniz hepsinden çok daha fazla üzgünüz. Ne yaşadığımızı da görmek lazım. Tarihte hiçbir zaman bir iktidar partisi böyle bir darbeye kalkışmamıştır. Tarihte hiçbir Cumhurbaşkanı kendinden sonra Cumhurbaşkanı olabilecek kişilere karşı böyle bir hasmane tutum içine girip, oraya bir siyasiyi, yargının başına getirip, orada operasyon yapıp Cumhurbaşkanlığı adayını tutuklayıp hapse atmamıştır. Bir büyük İstanbul gibi bir şehri felç etmek için tüm belediye başkanlarına operasyonlar yapıp, belediye meclis üyelerini tehdit edip şantajla ya da rüşvetle kendisine transfer edip, belediye meclis çoğunlukları üzerinden belediyelere çökmeye kalkmamıştır.
Ve bu şartlar altında İstanbul’da oluyorsa, Üsküdar’da oluyorsa, orada oluyorsa İzmir’de ne yapalım? Burada belediye başkanını tehdit edelim. Zaten belli zaafları bizim tarafımızdan malum, öğrenmişler. Bu korkuları ve zaafları üzerinden onu devşirelim. Onu getirelim ve geçmişte daha birkaç hafta önce söyledikleri ortadayken, o utanmaz sıkılmaz, bizim de ar damarımız çatladı, böylelikle İzmir’i alalım. Erdoğan şimdi İzmir’i almış mı oluyor? İzmirlilerin iradesini satın almış mı oluyor? Onu ilk sandıkta göreceğiz.
13.600 farkla İstanbul’u sana yönettirmezler’ deyince ‘Peki o zaman 806.000 farkla yönetsin’ diyen nasıl İstanbul’daki seçmenin iradesiyse, ‘İzmir’i de sen seçsen de ben alırım onu AK Partili yaparım, beni seçmezsen senin seçtiğini AK Partili yapalım’ diyene ilk sandıkta İzmirli gerekli hesabı verecektir. Ben geçen seçimde, Genel Başkan olduktan bir ay sonra adayları belirleme durumunda kaldık. Millete de sözüm vardı, ‘Girdiğim ilk seçimden birinci parti çıkmazsam görevi bırakacağım’ nun için eski partimizde, daha önceki dönemlerde araştırma geliştirme bütçesi yüzde yarımken, biz yüzde 16 anketlere para ayırdık. Ve yaptığımız bütün çalışmalarda, aday yaptığımızın da yapmadığımızın da önüne anketleri koyduk.
Hani şimdi konuşanlar var ya; ‘Efendim bu adaya…’ örneğin Butlan sözcüsü diyor ya ‘Bu adayları kim yaptı?’ diye. Hepsine oyu var. Karar defteri ortada, hangisinde itirazı varsa, örneğin Cemil Tugay’a muhalefet şerhi koyduysa muhalefet şerhini göstersinler. Ve çok net bir şekilde, yani neredeyse tüm belediye başkanlarına oyları var. İlk telefon tebriği şu andaki Butlan başından gelmiş; ‘Kutluyorum, büyük zafer, büyük bir başarı’ diye.
İzmir’in bütün milletvekilleri İzmir’deki tarihi başarıya şahittir. 31’de 29 belediye başkanı seçtirmişiz o gün. Bugün butlanlarla sırtlanlar bize saldıracak, biz de buna teslim olacağız öyle mi? Sırtlan gibi saldırıp İzmir’deki iradeye saldırıp, onu devşiren kişinin yaptığına bakmayacağız, ‘Efendim aday yanlışmış’ diyeceğiz. Zaten ben adayım, bu yanlışı yapacağını bilsem onu aday yapmayı bırak, elim kolum kafam kırılsın selam vermem. Ama böyle bir haysiyetsizliği kim görebilir, kim bilebilir?
Bir ay içinde belirlediğimiz aday belirleme sürecinde biz İzmir’de 31’de 29 kazanmışız. Önceki dönem tek kadın belediye başkanı varken 8 kadın belediye başkanı seçtirmişiz. İki tane genç varken 12 tane genç seçtirmişiz. Türkiye’de yüzde 65, ekonominin yüzde 85’ini kazanmışız. Bütün bu saldırılar da bu büyük başarıya karşı hazımsızlığın eseri. Bu hazımsız, saldırgan, sırtlanların suçu yok da; bu sırtlandan korkup kaçanların suçu yok da; bu sırtlanın korkutup kaçırdığı adamı aday yaptık diye suç bizdeyse, eyvallah. Başımızla gözümüzle beraber. Ama zaten bilsek böyle bir haysiyetsizliği, elimiz kırılsın, kafamız kırılsın böyle bir şey yapmazdık.
Ama şöyle bir şey söyleyeyim; geçenlerde İzmir’e gittiğimde o zaman demiştim ki, ‘Yetiştiğim, büyüdüğüm şehirdir, en az 25 belediye sözü veriyorum.’ ‘Uçuyor’ dediler, ‘İzmir karıştı’ dediler. 29 belediye kazandık! Buradan söylüyorum; ilk seçimlerde İzmir’de tarihin en büyük zaferlerinden birini kazanacağız. Devamındaki yerel seçimlerde 31’de 31 belediyeyi kazanarak İzmir’le birlikte helalleşip bu butlan ve sırtlan ittifakına da gerekli cevabı hep birlikte vereceğiz.