T24 Dış Haberler
Fransa ve Almanya, Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğini güvence altına almak amacıyla ortak bir yaklaşım üzerinde anlaşmaya vardı. Fransa Cumhurbaşkanlığı tarafından 16 Ekim’de yayımlanan ortak basın açıklamasında, iki ülkenin Avrupa’nın otomotiv üretim kapasitesini güçlendirmeyi, elektrikli araçlara geçişi desteklemeyi ve sektörün uluslararası rekabet gücünü artırmayı hedeflediği belirtildi.
Açıklamada, Avrupa’nın iklim hedeflerinin korunacağı ancak otomotiv üreticilerine piyasa koşulları ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda daha fazla esneklik sağlanacağı ifade edildi. İki ülke, yatırımların, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin ve üretimin Avrupa’da desteklenmesi konusunda uzlaştı.
Ancak anlaşmanın Türkiye açısından dikkat çeken boyutu, Avrupa’da üretilen araçlara sağlanacak avantajlardan hangi ülkelerin yararlanabileceğine ilişkin düzenlemeler oldu.
İngiltere’ye kapı açıldı, Türkiye dışarıda kaldı
Reuters ve Financial Times’ın aktardığına göre Fransa, daha önce karşı çıktığı İngiltere’nin belirli koşullarla Avrupa üretimi kapsamına alınmasını kabul etti. Almanya’nın, Avrupa otomotiv sektörünün AB dışındaki ticaret ortaklarıyla bütünleşmiş üretim yapısının korunması yönündeki yaklaşımı iki ülke arasındaki uzlaşmada etkili oldu.
Ortak öneriye göre, 1 Ocak 2020 tarihinde AB iç pazarının parçası olan Avrupa ortakları, belirli yükümlülükleri yerine getirmeleri koşuluyla otomotiv sektöründe “Made in Europe” (Avrupa’da Üretilmiştir) uygulamasına dahil edilebilecek.
İngiltere, söz konusu tarihte henüz AB iç pazarından ayrılmadığı için bu koşulu karşılıyor. Türkiye ise AB ile Gümrük Birliği ilişkisine rağmen iç pazarın bir parçası olmadığından aynı istisnadan yararlanamıyor. Japonya ve Güney Kore de özel düzenlemenin dışında kalan ülkeler arasında bulunuyor.
İngiltere’nin düzenlemeden yararlanması ise otomatik olmayacak. Londra yönetiminin, AB’nin ticaret ve yatırım politikalarıyla uyum sağlaması, özellikle Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara yönelik koruma önlemlerini benimsemesi gerekecek.
Türkiye açısından risk ne?
Fransa ve Almanya’nın uzlaşması, Türkiye’de üretilen otomobillerin Avrupa Birliği’ne ihracatının durdurulacağı anlamına gelmiyor. Ancak yeni düzenlemenin mevcut öneriler doğrultusunda kabul edilmesi halinde, Türkiye’deki üreticilerin AB’nin belirli kamu alımlarından ve otomotiv sektörüne yönelik teşviklerinden yararlanması zorlaşabilecek.
Tartışmanın merkezinde, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart’ta açıklanan Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi bulunuyor. Teklif, stratejik sektörlerde Avrupa’daki üretimi desteklemeyi ve kamu kaynaklarından yararlanacak ürünler için belirli menşe koşulları getirmeyi amaçlıyor.
Otomotiv sektöründe araçların AB’de monte edilmesi, batarya dışındaki parçaların değerinin en az yüzde 70’inin AB kaynaklı olması ve batarya bileşenlerinin de belirli koşulları karşılaması gibi kriterler gündemde.
Türkiye’nin AB otomotiv sanayisiyle bütünleşmiş üretim yapısı dikkate alındığında, bu kriterlerin nasıl uygulanacağı Türkiye’deki fabrikaların rekabet koşulları açısından önem taşıyor.
2035 hedeflerinde de esneklik sağlanacak
Fransa ve Almanya’nın üzerinde uzlaştığı plan, yalnızca Avrupa menşeli üretim koşullarıyla sınırlı değil.
İki ülke, otomotiv sektörünün 2035 yılına ilişkin karbon salımı hedeflerinin uygulanmasında da esneklik sağlanmasını öneriyor.
Reuters’ın aktardığına göre, Avrupa Komisyonu’nun önceki yaklaşımında yeni otomobillerin karbon salımının 2021 seviyesine göre yüzde 90 azaltılması, kalan yüzde 10’luk bölümün ise düşük karbonlu çelik ve alternatif yakıtlar gibi uygulamalarla telafi edilmesi öngörülüyordu.
Fransa ve Almanya’nın uzlaşması ise yüzde 90’lık azaltım hedefinin ilave telafi yükümlülüğü olmadan uygulanmasını öngörüyor. Bu düzenlemenin, içten yanmalı motorlu ve hibrit araçların geleceği üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor.
Nihai karar henüz verilmedi
Fransa ve Almanya’nın vardığı uzlaşma, Avrupa Birliği genelinde bağlayıcı bir karar alındığı anlamına gelmiyor.
İki ülkenin 16 Ekim tarihli ortak açıklamasında, Avrupa’daki ortaklarla birlikte çalışılarak anlaşmanın en kısa sürede hayata geçirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Ancak açıklamada İngiltere veya Türkiye’nin statüsüne ilişkin ayrıntılı hükümlere yer verilmedi. Bu konudaki koşullar, basına yansıyan ortak öneri metninde bulunuyor.
Düzenlemenin yürürlüğe girebilmesi için diğer AB üyesi ülkelerle ve Avrupa Parlamentosu’yla yürütülecek müzakerelerin tamamlanması gerekiyor.
Sedat Ergin’in aktardığına göre, Sanayi Hızlandırma Yasası üzerinde yalnızca Avrupa Parlamentosu’nda yaklaşık 6 bin değişiklik teklifi verildi. Nihai uzlaşmanın 2027’nin ilk yarısında ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor.
Bu süreçte Türkiye’nin temel beklentisi, Gümrük Birliği kapsamında oluşan ortak üretim zincirlerinin yeni Avrupa sanayi politikasında da korunması.
Ancak otomotiv sektöründe AB’nin iki büyük ekonomisi Fransa ve Almanya’nın İngiltere için özel bir katılım yolu üzerinde anlaşırken Türkiye’yi aynı kapsamda değerlendirmemesi, Ankara’nın önündeki müzakerelerin önemini artırdı.
T24 dış politika yazarı Barçın Yinanç da Türkiye-AB İş Zirvesi’ne ilişkin yazısında, Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” girişimiyle korumacı politikalara yönelirken Türkiye’yi Çin ürünlerinin Avrupa pazarına girişinde bir risk olarak gördüğüne dikkat çekti.
Türkiye’nin yeni düzenleme nedeniyle özellikle kamu alımlarından dışlanma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Yinanç, Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı taslağın mevcut haliyle kabul edilmesi durumunda otomotiv sektörünün ciddi darbe alabileceğini vurguladı.
Yinanç, Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’nun zirvede paylaştığı verilere de yer verdi. Buna göre, 2025’te Türkiye’de üretilen 1,4 milyon aracın yüzde 70’inden fazlası Avrupalı üreticiler tarafından üretildi. Türkiye’nin otomotiv yedek parça ve aksamı ithalatının yüzde 55’i AB’den yapılırken Türkiye, 800 binden fazla araç ithalatıyla AB’nin İngiltere ve ABD’den sonraki üçüncü büyük ihracat pazarı oldu.
Yinanç, Türkiye ile Avrupa arasındaki üretim ve ticaret ilişkilerinin iç içe geçmiş yapısına dikkat çekerek, Türkiye’nin dışlanmasının yalnızca Türk otomotiv sanayisine değil, Avrupa ekonomisine ve istihdamına da zarar verebileceğini belirtti.
(Editör: Melis Karaca)