AK Parti’den Kılıçdaroğlu’na Sert Tepki

AK Parti'den Kılıçdaroğlu'na Sert Tepki
AK Parti'den Kılıçdaroğlu'na Sert Tepki

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözleri tartışılmaya ve tepki görmeye devam ediyor.

Ömer Çelik yaptığı açıklamalarda, Kılıçdaroğlu’na sert tepki göstererek, ‘CHP adına konuşan genel başkan çıkıp da “13 şehidin sorumlusu Erdoğan” dediği zaman doğrudan provokasyondur. Türkiye’de ana akım partilerin hiçbirinden böyle skandal bir cümle duyulmamıştır.’ ifadelerini kullandı.

‘ÖMER ÇELİK’İN AÇIKLAMALARI’

Burada en büyük fedakarlık şehitlerimizin, gazilerimizindir. Ebediyen onların aziz hatıralarını yaşatacağız. AK Parti MKYK, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.

Diyarbakır Anneleri’nin eylemi devam ediyor. Bu annelere katılan bazı aileler son kayıplarımızda evlatlarını kaybettiler. Bu annelerin evlatlarına kavuşmak için verdiği mücadelenin kainat kadar büyük olduğunu gösteren, evlatları için bu nöbeti tutan anneler bütün dünyayı titretecek nitelikte bir bekleyişi sürdürdüğünü gösteriyor

Son operasyonlarda şehit verdiğimiz kardeşlerimiz, bir kısmı uzun zamandır terör örgütü tarafından alıkonuyordu. Silahlı kuvvetlerimizin, emniyetimizin, jandarmamızın terör örgütüne verdiği güçlü cevaplar aynı güçlü şekilde verilmeye devam edecek. En üzücü tablo, bütün bu acılarımızı yaşarken maalesef birtakım kara propagandalara cevap vermek durumunda kalmamızdır.

Karşımızda bir cinayet, katliam şebekesi var. Buna insanlık adına, haysiyet, namus, vicdan adına verilmesi gereken en hafif tepki lanetlemektir. Ama maalesef bu cinayet şebekesiyle aynı anlayış düzleminde yürüyen katliam siyaseti diyebileceğimiz bir siyaset anlayışı var. Bu anlayış demokrasi, çoğulculuk kavramları sıkça kullanıyor. Ama esasında hangi şey kendisinde yoksa kendisini en çok onunla ifade eden bir siyaseti sürdürüyor.

Terör örgütüne ideolojik bir meşruiyet vermeye çalışanlar, cinayetleri ve katliamları uzun süredir meşrulaştırmaya çalışanlar terör örgütünü lanetlemek yerine dikkatleri başka noktalara çekmeye çalışıyorlar. Biz Batı’daki bu çifte standardı çok gördük.

Türkiye’ye DEAŞ saldırısı olduğunda Avrupa’nın önemli binalarına Türk bayrağı yansıtılırdı. Ama PKK saldırdığında dayanışma içerisinde olunduğunu görmedik. Bu PKK terörünü estetize etme gibisinden bir yaklaşım var.

‘PKK BÖLGEDE HESABI OLANLARIN MAŞASIDIR’

PKK bölgede hesabı olan herkesin istediği gibi kullanabileceği elverişli bir maşa. Emin olun Kürt çocukların geleceğini buraya bağlayanların gözünde PKK’nın yöneticilerinin hayatı bütün Kürt çocukların hayatından daha önemli. PKK onları emperyalizme lejyoner yapmış, onları ölüme sürmüş, bu katliam, cinayet siyaseti yapanların hiç umurunda değil.

Bütün bunlar olurken terör örgütü çıkıyor “Bu katliamı biz yapmadık. Türk ordusu bombalamaya çalışırken bu katliam oldu” şeklinde baştan aşağı yalan, her zaman yaptığı şeyi yapıyor. TSK terörle mücadelede en deneyimli ordudur dünyada ve orada yapılan bu şehitlerimizin naaşları alındıktan sonra yapılan otopside de görüldüğü gibi bir bombalamayla vücut bütünlükleri dağılmış değil. Sıkılan kurşunlarla hayatlarını kaybetmişler. Meşru bir devletin meşru mekanizmaları içerisinde meşru süreçlerle konuşan kişilerin yapması gereken nedir? Terör örgütün lanetlemektir.

Katliam siyaseti yapanların başka bir iradesi olmadığını biliyoruz. Kendileri de Meclis’te söylediler, “Örgüt karşısında zerre kadar irademiz yoktur” diye.

‘BÖYLE SKANDAL BİR CÜMLE DUYULMAMIŞTIR’

Türkiye’de köklü bir parti olan, vatandaşlarımızın önemli bir kısmının teveccühünü kazanmış olan CHP adına konuşan genel başkan çıkıp da “13 şehidin sorumlusu Erdoğan” dediği zaman doğrudan provokasyondur. Türkiye’de ana akım partilerin hiçbirinden böyle skandal bir cümle duyulmamıştır.

Bu tespit edilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken, üzüntü verici, vahim ve trajik bir sapma. Ne CHP’ye gönül vermiş, destek veren vatandaşlarımız böyle bir şeyi arzular, ne de milletimizin tamamı arzular. Bir ülkenin terörle mücadelesini böylesine doğrudan hedef almak görülmemiş bir provokasyondur.

Dünyada en ağır şekilde düşmanca Türkiye’ye saldıranlardan bile buna benzer cümleler duymadık biz. Cumhurbaşkanımız buna cevap verdiği zaman söylenen söz şu Kılıçdaroğlu tarafından: “Ben şehitlerin hakkını savunmaya devam edeceğim.” 

Burada şehitlerin hatırasına sahip çıkan bir yaklaşım yok ki. Şehitlerimizi öldüren bir yaklaşım söz konusu. Böylesine bir hassasiyetsizlik, özensizlik, sapma nasıl değerlendirilmelidir?Rakamlarla konuşmak doğru değil fakat dünyanın her tarafından rehinelerin kurtarılmasıyla ilgili operasyonların riski çok yüksektir.

Pek çok metot denendikten sonra ortaya çıkan bu tablo karşısında bu kadar ağır bir üzüntü içerisindeyken tartışmamız gereken konu bu terör örgütünün bölgemizde yaratmaya çalıştığı derinliği yok etmek üzere bütün dünyaya tek bir yumruk gibi cevap vermek olmalıydı. Burada bütün dünyaya karşı kabine muhalefet partileri, tek bir yumruk olarak dünyaya nasıl bir mesaj veririz arayışı içerisinde olmalıydı.

Ama bu artık siyasi kıblesini kaybetmiş, bütün siyasi değerlerden boşanmış bir tabloyu gözümüzün önüne getiriyor. Orada birtakım sorular soruyorlar. Onların hangisi mantıklı, hangisi mantıksız cevap veririz.

En tepeye “13 şehidin sorumlusu Erdoğan’dır” diyerek Türkiye Cumhurbaşkanı’nı suçlayacaksın, böylesine bir sapkınlık içerisine gireceksin, sonra da ‘Şehitlere sahip çıkıyorum’ diyeceksin. Bu utanç vericidir, devlet ve millet hayatımızda gördüğümüz en büyük skandallardan birisidir. Keşke daha akıllıca, muhalefet edeceği yerler düşmanlık edebileceği yeri ayırt edebilen bir basiret görebilseydik.

Bu yeni bir durum. Katliam siyaseti yapanlarla aynı yerde durmak gibi bir durum. PKK terör örgütü çıkıyor, diyor ki “Türk ordusu bombaladığı için oldu.” Baştan aşağı yalan olduğu otopsi raporlarında, şehitlerin naaşlarında da görülüyor.

Ama her halükarda, bizim rakibimiz olsa da, CHP’nin Sayın Kılıçdaroğlu tarafından bu hale düşürülmesi siyaset hayatı açısından iyi değildir. Sonuçta, Türkiye terörle mücadelesini aynı kararlılıkla sürdürecek.

Örgütte yarattığı travmayı istihbarat örgütlerimiz takip ediyor. Bölgemizde terör devletçikleri kurmak isteyen birilerinin bu örgüt vasıtasıyla bize karşı yürüttüğü bir vekalet savaşı. Türkiye gereken cevabı en sert şekilde vermeye devam edecek. Kim ne derse desin, bedeli ne olursa olsun, sınırlarımızda bir terör devletçiği kurulmasına izin vermeyeceğiz.

‘ABD’DEN YAPILAN KÜSTAH AÇIKLAMA’

Türkiye’nin terör konusunda dünyaya tek bir ses vermesi konusunda daha sağduyulu yaklaşımlar duyalım istiyoruz. ABD’nin son zamanlarda 2 tane açıklamasına tepki gösterdik.

Müttefikimiz olarak Türk demokrasisine saygı duymasını bekliyoruz ve Türk yargı kurumlarına talimat gibi açıklamalar yapılmasını desteklemiyoruz. Aynı şekilde terörle mücadele konusunda da katıksız destek bekliyoruz. “Eğer PKK yaptıysa” diye bir ifade kullandılar.

ABD Dışişleri Bakanı tanıdığımız bir isimdir. Tam da onun Dışişleri Bakanlığı döneminde böylesi bir açıklamanın yapılmış olması ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Biz “Eğer PKK yaptıysa” diye bir cümle duyduysak, bu, bizim hükümetimizin beyanına inanmamak demektir.

Buna benzer bir dili FETÖ darbe girişiminin gecesinde de gördük: ‘Taraflara itidal tavsiye ediyoruz.’ Burada da beklediğimiz şey, bu ‘eğer’li cümlenin meşru ve egemen bir NATO müttefikiyle PKK terör örgütün eşitleyen son derece yanlış, vahim bir ifade olduğunun farkına varılmasıdır. Daha sonra yapılan açıklamalar toparlayıcı nitelikteydi.

Öteki türlü bir dil Türk – Amerikan ilişkilerinin sabote edilmesi anlamına gelecektir.

Bölgedeki yeni dinamikler, önümüzdeki süreçte karşı karşıya olacağımız meydan okumalar müttefiklik ilişkilerini daha sağlam bir zeminde, her türlü sarsıntıdan korunarak ilerletilmesi gerektiğini gösteriyor. Bize saldıran terör örgütleri söz konusu olduğunda, ama, eğer, lakin diyerek bir ifade kullanılmasını asla kabul etmiyoruz.

Ama kelimesi burada siyasi münafıklığı ifade ediyor. ‘Ama’dan sonra söylediğinizin önemi yok. Burada net olarak şu da görülmüştür: PYD/YPG terör örgütü doğrudan PKK’dan emir almaktadır. Aynı şeyden bahsediyoruz.

Ayrıca Amerikalı dostlarımız, orada terör örgütünün hangi eylemi yaptığını avuçlarının içi gibi bilmelerine rağmen ‘eğer’li bir ifade kullanılması doğru bir yaklaşım olmamıştır.

‘DOĞU AKDENİZ’DEKİ SON GELİŞMELER’

Doğu Akdeniz’le ilgili olarak, istikşafi görüşmelerin başladığını doğru değerlendirdiğimizi söylemiştik. Dostluk Forumu adı altında bir toplantı gerçekleştirildi. Soru şudur: Akdeniz ülkesi olan ve bu sorunların merkezinde olan TC niye toplantıya davet edilmemiştir? Rum Kesimi’nin olduğu bir toplantıda KKTC niye yoktur?

KKTC dışlanarak yapılan hiçbir toplantı dostluk forumu olmaz. Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamalar, dostluğa sığmayan açıklamalardır. Yunan – Rum ikilisinin, Türkiye ile sorunları olan devletleri yanına alarak kendi maksimalist hedeflerini gerçekleştirmek gibi bir hayalleri varsa o hayali kabusa çeviririz.

Bunu hayal bile etmesinler, bu hayal adım atmayacak, yerinden kıpırdayamayacak. Adım atması halinde kabusa çevrilmesi kaçınılmaz. Yunan Sahil Güvenliği’ne ve FRONTEX’in bu göçmenlerin botlarını batırarak ya da Türkiye’ye doğru sürerek yaptığı şeyler o insanları öldürmeye teşebbüstür. Bu zalimane yaklaşımlar giderek artmaktadır.

Fransa’nın kuzeyinde sıcaklık -16’ya düşmüş, orada ormanda, çadırlarda kalan göçmenler elbiselerini yakarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bu konularda hiç kimse insan hakları dersi vermeye kalkışmasın.

‘HDP’NİN İLETİŞİM BAŞKANI ALTUN’U TEHDİDİ’

İletişim Başkanlığının görevlerinden bir tanesi de Türkiye’ye dönük kara propagandalarla mücadele etmek. Bu propagandaların büyük kısmı FETÖ, PKK ve DEAŞ terör örgütlerinin dijital yapılanmaları vasıtasıyla gündeme geliyor.

Niye hedef alındıklarını biliyoruz. Terörle olan bağlantıları deşifre edildiği zaman bunu söylüyorlar. İletişim Başkanı kendisine kanunla verilmiş görevi yapıyor.

Öyle hesap sorarız gibi ifadeler onu söyleyenlerin kendi söyleyip kendi duyacağı ifadeler. Asıl hesap millete, tarihe, vicdana hesap vermesi gerekenler, kendi yaptıkları şeyi örtbas etmek için hesap sorarız gibi ifadeler sarf ediyorlar.

‘BUNLARI DUYURARAK, GAZETELERE İLAN VEREREK Mİ YAPACAKSINIZ’

İlk bilgi gece saat 2’de MSB adına verildi. Bu bilgiyi AA da geçti. Ayrıca MSB web sitesinden de bütün Türkiye ve dünya duydu. Sonrasında detayları adına Malatya Valisi bu bilgileri verdi. MSB Bakanımız gece 2’de açıklamayı yaptı. İçişleri Bakanımız ve Milli Savunma Bakanımız gittiler, siyasi parti liderlerine bilgi verdiler, yüce Meclis’te bilgi verdiler. 

Odaklanılması gereken şey PKK terör örgütünün lanetlenmesi iken, mücadelenin başındaki bakanların, cumhurbaşkanımızın sorgulanmaya çalışıldığı bir duruma dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu son derece yanlış bir şey. Diğer birtakım çalışmaların yapılmadığını nereden biliyorlar?

Yumuşak ve sert güç unsuru olarak şimdiye kadar TC’nin yasalarına uygun biçimde bu evlatlarımızın hayatını kurtarmak için yapılması gereken her şey yapılmıştır. Bunları duyurarak, gazetelere ilan vererek mi yapacaksınız?

Bu evlatlarımızın canını kurtarmak için diplomasi alanına ve operasyon alanına giren her seçenek değerlendirilmiş, her imkan peşinde koşulmuştur. Netice itibarıyla bu operasyona karar verilmiştir. Kim, hangi ölçüye göre bakanların telaşlı ve kaygı içerisinde olduğunu söylüyor? Telaşlı ve kaygı içerisinde oldukları konu şuymuş: Bu şehadetlerin Türk ordusunun bombalaması sonucunda olmadığı, terör örgütü sonucunda olduğunu söylüyorlarmış. PKK terör örgütü her zamanki yalanlarından birisini söyledi. İki milletvekili tuttu bunu dile getirdi.

Yüce Meclis’e veya siyasi partilere bilgi verirken bir gayret içerisinde olmaları niye eleştirilsin? Bu kadar saygısız, bu kadar nezaketsiz bir ziyaret değerlendirmesi olabilir mi? Hiçbir cümlesine katılmasanız bile, çıkarsınız, katılmadığınız şeyleri söylersiniz. Bir ziyaret “Telaşlıydılar” gibi keyfi şekilde, nezaketsizce değerlendirilebilir mi? Bunlar tepe yöneticilerinin açık bir şekilde tartışılmayacak şeyler konusunda bilgi sahibi olması için yapılıyor.

‘TERÖR ÖRGÜTÜ SİLAHLI KUVVETLER BURAYA GELDİĞİNDE NASIL KORUNUYORUZ DİYE DÜŞÜNÜYOR’

Ayrıca her iki bakanımız terörle mücadelenin başında olan kişiler. Neyden tereddüt gösterecekler? Cesaretlerini onlar mı sınayacaklar? Daha yumuşak meselelerde gösterilen nezaketin PKK’nın yargılanması konusunda neden gösterilmediğini anlamakta güçlük çekiyorum.

Deniyor ki “Bu operasyonu nasıl yaptınız?” Silahlı Kuvvetlerin kullandığı teçhizat, yöntem, onlarca teori dolaşıyor ortada. Karşınızdaki terör örgütleri de oturuyor, bunları not ediyor, Silahlı Kuvvetler buraya tekrar geldiğinde “nasıl korunuruz” diye düşünüyor.

Her iki bakanımız da güvenlik güçlerinin başındalar, terörle mücadeleyle her gün uğraşıyorlar. Terör örgütünü kutsayanlardan bir başkası çıkıp diyor ki “Hesap vermeye geleceklerdi, hesap sormaya geliyorlar.” Size neyin hesabını verecek bakanlar? Sen terör örgütü adına hesap sormaya kalkarsan o da sana anayasa adına hesap sormaya kalkar.

‘CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ŞEHİT ANNESİNE YAPTIĞI TELEFON BAĞLANTISI’

Cumhurbaşkanımızın şehit aileleri konusundaki hassasiyetini şehit ailelerine sorsunlar. Bunu eleştirdiğini söyleyenlerin de şehit cenazelerinde karşılaştıkları tavrı biliyoruz. Cumhurbaşkanımız sadece şehadet haberleri geldiğinde değil, zaman zaman şehit ailelerini aramaya gayret eder, sorunlarıyla ilgilenir. Orada kastedilen şeyin uzun zamandır terör örgütü tarafından alıkonduğudur.

‘HOLLANDA’DA SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMININ TANINMASI’

Soykırım meselesiyle ilgili, parlamentolar bu işe karıştığı andan itibaren siyasi mesele haline gelir ve bu siyasi mesele ne Ermenistan’ın ne de Ermenilerin işine yarar. Herkesin ifade ettiği gibi bir soykırım ekonomisi, endüstrisi, bundan yararlananlar var.

Yarın ilişkiler normalleşse bunların hepsi parasız ve misyonsuz kalacağı için ilişkilerin daha da kötüleşmesini sağlamak. Hangi ülke bu sözde soykırım üzerine karar alıyorsa Ermenistan’ı ve Ermenileri rehin tutmak için, bölgede bir normalleşme olmasın diye yapıyor.

Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine normalleşme kapısı açılmışken bölge barışı sağlanmasın diye yapılan sabotaj girişimleridir. Hiçbir mecliste böyle bir karar almasını tavsiye etmeyiz. Yaptıkları iş bölgedeki provokasyonları kışkırtmak olur.

Irkçılığı ve İslam karşıtlığıyla bilinen birisidir. Sürekli olarak Türklere, İslamlara karşı, göçmen düşmanı açıklamalar yapar. Düşünün, o bile bu yasaya karşı açıklamalar yapıyor.

Fransız demokrasisine bir faydası olmayacak, kamu düzenine, toplumsal barışına faydası olmayacak bunun. Bu yasa tasarısında belli bir dini grubu, belli bir yemek yeme biçimini bile terörize eden bir yaklaşım var. Bundan memnuniyet duyacak olan anca DEAŞ terör örgütüdür. Bu yasayla sabote etmemeleri, istikrarsızlaştırmamaları gerekir. TV’lerde çeşitli uzmanlar çıkıp bu operasyonun nasıl gerçekleştirildiğini anlatıyorlar. Bunların büyük bir kısmı tabii ki doğru değil. Ama doğru olan kısmının da bu şekilde tartışılması doğru değil.

‘KENDİ ASKERİNE,KENDİ KOMUTA KADEMESİNE BU HAKSIZLIK YAPILIR MI?’

TSK’nın hangi teçhizatı kullandığını, hangi yöntemle yaklaştığını açıklarsanız bu son derece saçma sapan bir durum ortaya çıkarır. Bir sonraki operasyonda terör örgütünün daha çok tedbir almasına yol açar. Herkesi hassasiyete davet ediyoruz.

Bir milletvekili diyor ki “Orada niye müzakereci yoktu?” Orada, o evlatların canını kurtarmak için ne gerekiyorsa vardı. Bir milletvekili daha da ileri gitmiş diyor ki “Esenboğa’da bir kaçırma olayı olsa böyle mi müdahale edilecek?

Bu operasyonu yöneten komutanlar, dünya askerlik mesleği içerisinde seçkinliğe sahip insanlar. Ne yaptıklarını, hangi tertibatlarla bu işin içerisinie girilmesi gerektiğini biliyorlar.

Kendi askerine, kendi komuta kademesine bu haksızlık yapılır mı? Bunun biraz basiretle, izanla yaklaşılarak, düşmana koz verilmemesi gerekir.

Gazetecilerden, kanaat önderlerinden, bu konuda konuşan herkesten hassasiyet istirham ettiğimizi, bundan sonraki operasyonlarda askerimizin, jandarmamızını daha büyük güçlüklerle karşılaşmaması için istirham ediyoruz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*